Hiçbir şeyden çekmediler nasırlı, göbeği sarkmış teyzelerden; çok konuşan, ayva göbekli, selülitli annelerden; kıllı, bol dedikodu yapan balık etli hanım kızlarımızdan çektikleri kadar…
Yazık oluyor Nuran Abla’ya, Serap Bacı’ya ve daha birçok bu işi yapan güzide insana… Ama onlar ki; bu işe gönüllerini vermiş, mesleğini severek yapan insanlar. Her gün onlarca kadının eli, ayağı onların yaptığı manikür-pedikürle hayat buluyor, onlarca kadın istenmeyen tüylerinden bu insanlar sayesinde kurtuluyor. Peki bu mesleği yapan insanlar işlerini ne kadar severek yapıyorlar? Yaşadıkları zorluklar, çektikleri sıkıntılar neler? Anlattıkları sizi kesinlikle düşündürecek..
Yazı: ESRA ELMALI
Bunları biliyor muydunuz?
Tarihin ilk güzellik salonu, 823 yılında İspanya’ nın Cordoba kentinde Ziryab adlı bir kişi tarafından açılmış ve bu fikir inanılmaz ilgi görmüş. Tarihin ilk koltuk altı deodorantını , ağda denen yaratığı, diş fırçasını da Ziryab keşfetmiş. Türkiye’de ise resmi olarak ilk güzellik salonu 1945 yılında Beyoğlu’nda açılmış. Burada iğneli epilasyon gibi Türkiye’de daha önce denenmemiş yöntemler de kullanılmış. Bu eski köye yeni icat yöntemlerinden önce -annelerimiz, ninelerimiz bilir- hanımlar çarşıdan, pazardan, marketlerden aldıkları törpülerle, tırnak makaslarıyla, spatula, sir ağda, çam ağdası gibi ürünlerle kendilerince bakım yapmaya çalışırlarmış evlerinde. (ya da hamama gidilirmiş, orada yapılır, yaptırılırmış)
Günümüzde ise değişen teknolojiyle birlikte güzellik salonları da değişti; lazer epilasyon, kalıcı manikür gibi çeşitli yöntemler bulundu, denendi, halen de yeni bir şeyler üretilmeye çalışılıyor. Kimi müşteride işe yaradı bu yöntemler, kimi hiç memnun kalmadı; kiminin cebini yaktı, kimine hesaplı geldi. Ama değişmeyen tek şey, kadınların kendilerine bakım yapmaktan vazgeçmemesi oldu. Kocası olan, olmayan; parası yeten, yetmeyen, hala zaman buldukça gidiyor güzellik salonlarına. Kimisi kocası için gidiyor, kimisi sevgilisi için, kimi de sadece kendi bakımı için.. Tabi amaç sadece bakım da değil, daha çok dedikodu yapmak için gidiliyor bu salonlara, inanmıyorsanız gidip yerinde test edebilirsiniz..
Günlük Ortalama 10 saat Mesai = Günlük Ortalama 10 saat Dedikodu
Birçok güzellik salonu sabah 9’da açıyor dükkanı. Kahvaltılar ediliyor, çaylar içiliyor, küçük bir temizlik faslı ardından başlıyorlar mesaiye. Normal şartlarda akşam 7 buçukta kapanan dükkanlar, o günkü müşteri durumuna göre daha geç de kapanabiliyor. O gün çok müşteri gelmişse ya da akşam vakti aniden kaş aldırmak, ağda yaptırmak için dükkana dalıvermişse biri, 8’i 9’u buluyor mesai bitimi. Çalışanlar yemeklerini genelde dışardan söylüyorlar. Lahmacun, ev yemekleri, pizza, tantuni.. Bırakın dükkandan yemek yemek için çıkmaya, nefes alacak vakitleri olmuyor bazen. Hafta içi günde en az 20 kişiyi bulan müşteri sayısı (bakın günde diyorum), hafta sonu günde 40’lara kadar çıkıyor.
En kalabalık günler Perşembe, Cuma, Cumartesi oluyormuş. Bunun nedeni de genelde Pazartesileri ev temizliği yapılması, Salı çarşıya-pazara gidilmesi, Çarşamba misafir gelmesi-komşu gezmesi gibi bilindik ve Türk kadının olmazsa olmaz dediği türden alışkanlıkları. Haftanın ilk üç günü böyle geçtikten sonra atıveriyor kendini Türk kadını ilk bulduğu güzellik salonuna ve başlıyor bu üç günün dedikodusunu yapmaya. Her gün neredeyse 10 saat mesai yapan güzellik salonu çalışanları bir yandan işlerini yaparken bir yandan da müşterilerin dertlerini, şikayetlerini, dedikodularını dinlemek zorunda kalıyorlar. Kafanız şişmiyor mu diye sorduğumda, ‘‘alıştık artık, işimiz bu” deseler de o an yüzlerinde “şişme de ne kelime, beynimiz çatladı senelerdir” gibilerinden bir ifade beliriyor ve yaptıkları işin zorluğunu daha iyi kavrıyorsunuz.Müşteri yaş aralığı 13-85, özellikle yaşlılar hiçbir şeyden utanmıyor
Dedikodular yapıladursun bir yandan da manikür, pedikür, ağda, kaş-bıyık alma, makyaj gibi işlemler yapılıyor güzellik salonlarında. Daha üst kademe (ve daha pahalı) salonlarda lazer epilasyon, cilt bakımı gibi işlemler de var. Yaş aralığı 13-85 olan müşterilerden yaşlılar en çok manikür-pedikür ; gençler ise kaş alma, ağda gibi işlemler için geliyorlar. İnsanlar utanmıyor mu önünüzde soyunmaya diye soruyorum, ‘Gençler biraz utanıyor ama yaşlılar alışmış. Onlar zaten bu yaşa kadar herkese bir yerlerini açmış oluyorlar, gerek kocalarına gerek gittikleri doktora, onlardan çekinmiyorlar bizden mi çekinecekler?” diyor çalışan genç kızlardan biri ve ekliyor “Zaten salona bir kere gelen bir daha gitmiyor, alışıyor, daimi müşterimiz oluyor. Yaptığımız işlemlerden memnun kalsalar da kalmasalar da gidip başka yerde tekrar açtırmak istemiyorlar herhalde..” Daimi müşteriler 15 günde bir tekrar geliyormuş ve çoğu salonun en az 50 tane daimi müşterisi varmış. Kulağa gayet kârlı gelen bir sayı…
Müşteriler en çok eşlerinden ve devletin halinden şikayetçi
“Ayol sabahtan beri temizlik yapıyorum, her yerim tutuldu, ayaklarımı da ovalasana Serap”, “Ay çarşıya bir taytlar gelmiş bir taytlar, kendime 2 tane aldım, kıza da 3 tane aldım o çok giyiyor, aman giysin n’olcak, geline de 1 tane aldım yeter ona 1 tane..”, “Dün işte Nerimanlara gittim, iyi o da ne yapsın, işe girmiş büyük kızı, hukuk bitiren vardı ya bir tane, heh işte o, şimdi bir bankada işe girmiş, ay bir görsen Nuran, zaten sıskaydı daha da zayıflamış yazık..”, “Kız dün Hürrem’i izledin mi? O neydi öyle ya? Koskoca cihan padişahına ‘aşkım’ dedirtti, piiy..”, “Ne olacak bu memleketin hali, gene zam gelmiş her şeye, domates 3 lira olmuş.. “, “Dün geldi benimki, patronuyla münakaşa etmiş, ayrılacağım işten, başka iş bulacağım diyor, kolaydı sanki bu devirde iş bulmak, hiç bir şey beğenmiyor bu herif ne yapacağım bilemiyorum of..” gibi türlü türlü dedikodusuydu, şikayetiydi…
İstisnasız her güzellik salonunda havada bolca uçuşan bu cümlelere rastlayabilirsiniz. Pazartesi, Salı, Çarşamba günleri de yapılıyor elbette dedikodular ama Perşembe’ye kadar daha çok malzeme birikiyor malum. Türk kadını da -lütfen kabul etsin- öyle bir yapıya sahip ki, içinde tutamıyor illa ki boşaltması lazım, ilk kocasına anlatıyor, yetmiyor gidiyor sohbetin koyu olduğu başka yerlerde –en başta gittiği güzellik salonu olmak üzere- anlatıyor da anlatıyor.
Temiz olmayan, Pis gelen müşteriler
Her gün birçok kadın uğruyor güzellik salonlarına. Sarışın, esmer, kumral, uzun, kısa, zayıf, şişman, evli, bekar, çocuklu, çocuksuz, zengin, fakir… Bakımlı, bakımsız, ayva göbekli, selülitli, nasırlı, kıllı, kılsız, temiz, pis.. Nasıl yani demeyin. Kadın dediğin pis olur mu, kıllı olur mu? Diye bir şey yok, gayet de oluyor. Olmasa zaten güzellik salonları niye olsun? Güzellik salonları olmasa ne olurdu bilinmez ama kesin bir şey varsa o da kadınların çoğunun bakımlarını onlara borçlu olduğudur. Fakat gelin görün ki bazı kadınlar güzellik salonu çalışanlarını, onlara bu kadar hizmeti sağlayan bu insanları “insan” yerine koymuyor.
Bazı kadınlar(özellikle 60 yaş üstü olanlar) temiz olmayan iç çamaşırlarıyla çıkıyorlarmış çalışanların karşısına. Ağda sırasında hiç de hoş olmayan manzaralarla karşılaşan elemanlar, bu gibi durumlarda çoğu zaman maske kullanıyormuş. Pedikür sırasında da nasırlı teyzelerle baş etmek zorunda kalan güzellik salonu çalışanları, “İşimiz bu, her mesleğin bir zorluğu vardır illa ki.. Bizimki her insanın katlanabileceği türden bir meslek değil belki ama biz işimizi severek yapıyoruz, alıştık artık..” deseler de bu tür manzaralarla tekrar tekrar karşılaşmamayı diledikleri yüzlerinden okunuyor.Müşteri hep haklı mıdır?
“Pis müşterilerle uğraşmak neyse de.. Kadınların kaprisleri, bencillikleri bizi öldürüyor..” cümlesi dikkatimi çekiyor çalışanlarla yaptığım söyleşi sırasında. “Biraz daha hızlı olabilir misin tatlım?”, “Acelem var şekerim, çok bekleyeceksem hiç girmeyeyim içeri..”, “Ben o kadından önce geldim, niye onu benden önce aldınız ki maniküre?”, “Ay hiç de güzel almamışsın kaşlarımı bu sefer, hadi neyse..’ gibi değişik “tripler” ile çalışanları canından bezdiriyormuş bazı müşteriler. Nasıl karşılık veriyorsunuz, bir şey söylüyor musunuz bu durumlarda diye soruyorum; “Bir şey demiyoruz, sabrediyoruz. Çünkü müşteri hep haklıdır, haklı değilse bile haklıdır” cevabını alıyorum.
Çalışanların tek bir ricası var müşterilerinden, o da işlerini aceleye getirmemelerini sağlamaları. Zira bu meslek dikkat, sabır ve emek isteyen bir iş. Çalışanların işini aceleye getirirseniz, olacaklar belli. Manikür sırasında yapılacak en ufak bir hatada tırnaklarınızdan kanlar fışkırabilir; ağda sırasında etleriniz kalkabilir, cildinizde tahrişler oluşabilir; kaşlarınız alınırken kazara o cımbızlar gözünüze girebilir. Siz çalışanın konsantresini, asabını bozmayın ki o da işine odaklanabilsin. Zaten bu işi severek yapan, mesleğine yıllarını vermiş çalışanlar, sizin kötülüğünüzü düşünmez hiçbir zaman, ‘Bu kadının kaprislerinden gına geldi, yeter, burama kadar geldi, şimdi şunun kaşını yanlışlıkla yarayım da görsün’ demez. O kıvama getirtseler bile metanetlerini koruyup şu cümleyi hatırlatırlar kendilerine: ‘Müşteri her zaman haklıdır’.
Sonradan görme müşteriler, yapmacık ilişkiler..
Müşteri her zaman haklıdır felsefesiyle çalışan bu insanlar müşterilerle iyi geçinmek, huylarına gitmek zorunda. Çoğu zaman yapmacık olmayı gerektiren bu mesleği “iki yüzlülük” olarak algılamamak lazım. Kadınlar güzellik salonlarına iyi şeyler duymak için, morallerini yüksek tutmak gidiyorlar. Bir çalışan olarak gidip müşteriye ’ama siz de çok çirkinmişsiniz yahu, yapacağımız bakım bile sizi kurtaramaz’ diyemezsiniz. Deseniz bile Türk kadını bunu kabul etmez. Çünkü çoğu Türk kadını; tipi, şekli şemali nasıl olursa olsun her daim kendine güvenen bir kadın tipidir.
İnsanın kendine güvenmesi güzel bir şey ama bunu fazla abartmamakta da fayda var. Bazı müşteriler kışın güneş gözlükleriyle geliyorlarmış güzellik salonlarına. Çoğu çalışanın ‘sonradan görme’ olarak nitelendirdiği bu müşteriler, çalışanlara da diğer müşterilere de tepeden bakan tiplermiş. Sürekli birini çekiştirme, kendiyle kıyaslama derdinde olan bu insanlar, çalışanların da canına tak etmiş. “O kadın mı daha güzel Seda, ben mi daha güzelim? Doğru söyle bak..” Sedalar, Fatoşlar, Ayşeler, Fatmalar da ne yapsın “Tabi ki de siz daha güzelsiniz’ demek zorunda kalıyorlar.
Kalp şeklinde ağda
Çoğu güzellik salonu fazla masrafa girmeyip lazer epilasyon makinası gibi pahalı aletler almıyor, zaten çoğu müşteri lazerden memnun kalmıyor ve normal ağdaya geri dönüyormuş. Bunun nedeni de lazer epilasyonun pahalı olması ve her bünyede işe yaramamasıymış. Peki neden işe yaramıyor bu lazer? Türk kadınının tüyleri çok mu acayip bir bünyeye sahip?
Genellikle esmer bir yapıya sahip olan Türk kadınının tüylerini ikiye ayırıyor güzellik salonu çalışanlarından biri (bu işi senelerdir yaptığı belli): Gençlerde yoğun ve gür, yaşlılarda ise daha seyrek. Gençler ne kadar ağdaya, lazere giderse gitsin, hali hazırda gelişmeye devam eden hormonlarının etkisiyle, tüylerinin uzamasını belli bir yaşa kadar durduramıyorlarmış. Yaşlılar ise daha rahat; belli bir yaştan sonra daha az tüyle hayatlarını mutlu bir şekilde sürdürüyorlar. Hiç tuhaf istekleri olan oluyor mu ağda sırasında diye soruyorum bir çalışana, “Evet bazı orta yaşlı kadınlar kalp şeklinde ağda istiyorlar mesela” şeklinde tuhaf bir cümleyle karşılaşıyorum. “Nasıl yani?”sini ne siz sorun ne de ben söyleyeyim. Sırf fantezi olsun diye belli başlı bölgelerdeki tüyleri kalp şeklinde bıraktırıp geri kalan bölgelere ağda uygulatanlar çıkıyormuş. ‘Herşey kocaları için, eşleri için.. Erkekler için..’ diyor çalışan kızlardan biri gülmemeye çalışarak.Erkekler de geliyor
Erkeklerden laf açılmışken, onlar uğramıyor mu bu güzellik salonlarına? Elbette uğruyorlar. Öyle eşcinsel türden erkekler de değil; gayet normal, evli, mutlu, çocuklu erkekler.. Bazıları eşlerinin ısrarı üzerine geliyor, manikür-pedikür yaptırıyor, kaşlarının ortasını aldırıyor; bazıları da kendi isteğiyle bakımlı olmak adına geliyor ve birçok işlem yaptırıyor, utanmadan sıkılmadan. Zaten günümüz Türkiyesinde artık erkeklerimiz de bakımlarına dikkat ediyorlar, gereken ne varsa yaptırıyorlar. Dikkat ettiyseniz birçok Türk erkeği eskiye oranla artık daha kılsız, kaşının ortası da görülebilir vaziyette..
Bu işin diploması var mıdır, varsa nerden alınır?
Kuaförler Derneği diye bir yer var Taksim’de. Güzellik elemanı olacak kişi yanında bir manken ile (90-60-90 olması şart değil) buraya gidip sınava tabi tutuluyor. Örneğin manikür diploması almak için; yarım saat sürede mankeninizin eline manikür yapmanız gerekiyor, yarım saat sonunda jüriden geçer not almayı başarırsanız bir adet manikür diplomanız oluyor. Birçok öğrenciyle aynı anda tek bir salonda giriliyor sınava. Konuşmak kesinlikle yasak, önce kolonya mı sıkacaktım yoksa şimdi kremi mi sürüyorduk diye kopya çekmek de… Ağda diploması ise bambaşka bir mesele, onun sınavı ayrı. Gene bir manken üzerinde ağdalar yapılıyor, hocalar gelip kontrol ediyor. Öğrenciler en ufak bir tüyün bile hesabını yapmak zorunda kalıyorlar. Kötü ağda, diploma alma hayallerinizi suya düşürebilir. Bu kadar sınav, stres, heyecan bir yana, hiçbir şeyin bedava olmadığı ülkemizde bu diplomalar, sertifikalar da bedavaya verilmiyor maalesef. Belli bir ücret karşılığında (500 Türk lirası kadar) sınavı da geçerseniz şayet, diploma sahibi olabiliyorsunuz. Diplomasız güzellik salonu açamıyorsunuz zaten. Açarsınız da, müfettişler teftişe geldiğinde önce para cezası kesiyorlar, sonra da kapatıyorlar dükkanınızı. O yüzden kaçak işe hayır diyoruz.
Güzellik salonlarda çalışanlar ‘kalfa’ ve ‘usta’ diye ikiye ayrılıyor. Kalfalık diploması, ustalık diploması gibi diplomalar alınması da şart, yoksa ilerde müfettişin ‘sen kimsin? ne iş yapıyorsun burada? kaçak mı çalışıyorsun?’ şeklindeki sorularına maruz kalabilirsiniz.
İşin ekonomik ve hijyenik boyutu
En basit işlemlerden bile kasaya, yeri geliyor 200, yeri geliyor 500 lira giriyormuş (günlük). Çalışanlar da, ya o gün kasaya giren miktara göre ya da haftalık olarak alıyorlar hak ettikleri parayı. Söyleşi yaptığım kızlardan biri ‘bu hafta 100 lira aldım’ diyor mesela, anlayacağınız öyle belli bir aylık maaş yok. E peki masraflar ne kadar diye soracak olursanız şayet dükkan sizinse sorun yok ama kiraysa aylık minimum 1 milyarı gözden çıkarmak zorundasınız. (fiyatlar yerine göre değişiyor) Bunun yanı sıra ağda, ağda bandı, spatula, krem, kolonya, kaş boyası, oje, mendil gibi sürekli biten malzemeler, güzellik ürünleri satan fabrikalardan toptan alınıyor, ucuza getiriliyor. 5-10 günde bir biten bu malzemelerin alışverişi en fazla 100-200 liraya mal oluyor.
Ağda makinası, cımbız, makas, törpü gibi malzemeler ise bir defaya mahsus alınıyor ve 10 sene gidiyormuş. Tabi bu tarz malzemeler birçok müşterinin eline ayağına değdiği için 150-200 derece zefiranlı suda sterilize edildikten sonra tekrar kullanıma hazır hale getiriliyor. Bu aşamaya kadar her şey hijyenik açıdan gayet normal gözüküyor. Zaten hijyenik olmayan aşama müşterileri değil, çalışanları ilgilendiriyor. Zira bahsettiğim üzere, çalışanlar müşterilerin nasırlı ayaklarıyla, ağda sırasında temiz olmayan iç çamaşırlarıyla karşılaşabiliyorlar.
Anlayacağınız hiç de kolay bir iş yapmıyor güzellik salonu çalışanları. Her gün birçok kadının dırdırını çekseler de, göze hiç hoş gözükmeyen manzaralarla karşılaşsalar da seviyorlar yaptıkları işi, ‘Allah sağlık verdiği sürece’ de yapmaya devam edecekler. Onlar yapmaya devam edecek ki kadınlarımız da onlara uğramaya devam edecek.. Öbür türlü o kadar tüyü kim alacak? O tırnakları kim kesecek, kim ‘french manikür’ yapacak? Bol müşteri ve bol sabır diliyoruz bütün güzellik salonu çalışanlarına. Müşterilerine de bir tutam ‘merhamet’ ve az şekerli ‘dedikodu’ tavsiye ediyoruz. Herkese bakımlı günler..



























